Archive for the ‘İlginç Yazılar’ Category

Sıradışı Bir Köşe Yazısı

Perşembenin gelişi…

İftiraya uğrayan albay kafasına sıktı. Deniz Kuvvetleri Komutanı, “Teröristi bırakıyorlar, bize terörist muamelesi yapıyorlar” dedi.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı ile Eskişehir Jandarma Komutanı içeri tıkıldı. Foça çıkarma gemileri komutanı Tuğamiral ile Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral’in şüpheli sıfatıyla ifadesi alındı. 3’üncü Ordu Komutanı ifadeye çağırıldı. Genelkurmay Başkanı’nın gizli gizli kaydedilen ses bandı internete sızdırıldı.

*

2 gün sonra…

*

Şubat 2010 MGK bildirisi:

Irak’taki gelişmeler bütün boyutlarıyla ele alınmış, Kıbrıs’taki müzakere süreci gözden geçirilmiş, Ege sorunları kapsamında Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarımız değerlendirilmiştir. Kardeşlik olgusunun pekiştirilmesi bağlamında, tüm kurumlarımızın işbirliği ve eşgüdüm içinde icra ettikleri faaliyetlerin sürdürülmesi kararlılığı bir kez daha teyit edilmiştir.

*

2 gün sonra…

*

Tüm kurumlarımızın işbirliği ve eşgüdüm içinde icra ettikleri kararlı faaliyetler neticesinde… Hava Kuvvetleri eski Komutanı gözaltına alındı, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı gözaltına alındı, Birinci Ordu eski Komutanı gözaltına alındı. Lojmanlarında pijamayla kahvaltı eden komutanlar, evlerinin basılacağını ve içeri tıkılacaklarını TRT 2’den öğrendi.

*

2 ay sonra…
(daha fazla…)

Çığlık Hikayesi

Yolcular uçağın yanında otobüsten inmişler.
Bavullarını gösteriyorlar.
Bir bakmışlar uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş. İçinden kaptan pilotla, yardımcı pilot inmişler. Yolcular fena halde şaşırmışlar.Nasıl
şaşırmasınlar. Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston. Kolunda üç noktalı bant. Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması. Tasmanın ucunda bir köpek.

Sağa sola çarparak öylece ilerliyorlar uçağa.
Günlerden 1 Nisan değil ama”Şaka herhalde” demiş yolcular, doluşmuşlar uçağa.

Uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış. Yolcuların gözleri camda.
Uçak hızlanmış. Yolcular endişelenmeye başlamışlar. Uçak daha hızlanmış. Pistin sonu hızla yaklaşmaya başlamış.Uçak iyice hızlanmış.
Bazı yolcular paniklemiş, dua etmeye başlamışlar. Uçak son hıza ulaşmış. Bu arada pistin sonuna da ulaşmış. 100 metre sonra betonun bitip cimlerin başladığını gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar. Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş. Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmiş,
havalanmış.
Kaptan pilot arkasına yaslanmış derin bir nefes almış ve yardımcı pilota dönmüş:
”Biliyor musun? Bir gün çığlık atmakta gecikecekler ve hep birlikte geberip gideceğiz!”

* Dünyada nice kör yöneticiler
var…

Çığlık atmaktan vazgeçmeyin

Hayat Kumaş Değil ki..

Ünlü bir dokumacının özenle dokuyup sattığı bir top kumaşta bir kusur görülür ve dokumayıca iade edilerek bedeli geri istenir.

Dokumacı parayı verir fakat iki damla yaş süzülür yanaklarından.
Sorarlar:


Niçin ağlıyorsun?

Kumaşı verdik diye bu kadar üzüleceksen alıp gidebiliriz.
Paranda sende kalır.

Dokumacı cevap verir:

Hayır kumaş için ağlamıyorum.

Onun bir kusuru görüldü ve geri çevrildi.Fakat, ya ömür boyu yaptıklarım…

Allaha arz olunduğunda böyle bir kusur yüzünden geri çevrilecek olursa, halim nice olur benim?

Bir an bunu düşündüm de ağladım.

Hayat kumaş gibi değil ki, düzeltilsin ya da tekrar dokunsun!

Ünlü bir dokumacının özenle dokuyup sattığı bir top kumaşta bir kusur görülür ve dokumayıca iade edilerek bedeli geri istenir.

Dokumacı parayı verir fakat iki damla yaş süzülür yanaklarından.
Sorarlar:


Niçin ağlıyorsun?

Kumaşı verdik diye bu kadar üzüleceksen alıp gidebiliriz.
Paranda sende kalır.

Dokumacı cevap verir:

Hayır kumaş için ağlamıyorum.

Onun bir kusuru görüldü ve geri çevrildi.Fakat, ya ömür boyu yaptıklarım…

Allaha arz olunduğunda böyle bir kusur yüzünden geri çevrilecek olursa, halim nice olur benim?

Bir an bunu düşündüm de ağladım.

Hayat kumaş gibi değil ki, düzeltilsin ya da tekrar dokunsun!

Güven Problemi

İngiltere’de yargıçların maaşı yoktur. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri vardır.
İngiliz devleti hakimlerine o kadar güveniyor yani.
Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabi ortalık birbirine girmiş.
Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen İç İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlığa felan telefon etmişler.
Ancak aradıkları yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYİN!
Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş.
Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış. Aradan birkaç gün geçmiş.
Hakim çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış.
Hemen Adalet Bakanlığını aramışlar.
Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar.
Hakim:
“Kraliçenin hükümeti bize gerçekten bu kadar güveniyor mu? Onu sınadım” cevabını vermiş.
Raporlar bakanlığa iletilmiş. ve aynı gün hakim azledilmiş. Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:
“Kraliçenin hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez.”
Güven çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey iki taraflı olmasıdır.

Önyargı Üzerine..

İş adamı traş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.
Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler.
Berber iş adamının kulağına fısıldar;
“Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocukarından biridir! Bak; dikkat et şimdi….”
Berber çocuğa seslenir:
“Ali, buraya gel!”
Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve
yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.
Berber iş adamının kulağına sessizce,
“bak şimdi” diye fısıldar ve
bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar:
“Hangisini istiyorsan alabilirsin?”
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine , bir de beş milyona bakar ve
sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.
Berber iş adamına döner ve gülerek:
“Gördün mü? Sana söylemiştim.” der.
Tıraş bitince iş adamı sokağa çıkar ve
az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür.
Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de,
beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.
Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir:
-Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!”

Allah’ın bile insanlar hakkındaki hükmünü,
ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken…
Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek,
iki-üç yazı okumak,
birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!
Dale Carnegie

Göz Testi


AŞAĞIDAKİ METİNDEKİ BÜTÜN ‘ F ‘ HARFLERİNİ SAYINIZ…
FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS…

(ŞİMDİ AŞAĞIYA BAKINIZ)
KAÇ TANE ‘ F ‘ SAYDINIZ?
…………….3′MÜ?

HAYIR HATALI… METİNDE 6 TANE ‘ F ‘ VAR…

(daha fazla…)

Bisküvi Paylaşımı

Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir bayan uçağına binmek üzere bekliyordu. Uçağın hareketine saatler olduğu için zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın aldı. Dinlenmek ve kitabını okumak için ise VIP salonunda bir koltuğa yerleşti. Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa bir adam oturdu ve dergisini açıp okumaya başladı. Genç kadın ilk kurabiyesini aldı. Adam da bir tane aldı. Kadın çok rahatsız hissetti kendisini ve: ‘Ne sinir bir şey! Havamda olsaydım bu cüretinden dolayı onu yumruklardım!’ diye düşündü. Kadın bir kurabiye alıyor, adam da bir tane alıyordu. Çıldıracak gibiydi kadın ama olay çıkarmak istemiyordu. Nihayet son kurabiye kalınca ‘Bu küstah adam şimdi ne yapacak?’ diye düşündü. Adam son kurabiyeyi aldı; onu ikiye böldü ve bir parçayı kadına verdi ‘Aaaa! Bu kadarı da fazla!’ diyerek oturduğu yerden kalktı. Çok öfkelenmişti şimdi! Kadın sinir içinde kitabını ve diğer eşyalarını alıp bir fırtına gibi giriş salonuna oradan da uçağın içine yöneldi. Koltuğuna oturdu. Gözlüğünü almak için çantasını açtı. Ne görsün? Kurabiye paketi açılmamış olarak orada duruyordu. Çok utandı. Çok büyük bir yanlış yaptığını anladı. Kurabiyelerinin paketini açmadan çantasına koyduğunu unutmuştu. Adam kendi kurabiyelerini, hiç sinirlenmeden, yüksünmeden kadınla paylaşmıştı. Kadın kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti. Ve şimdi bu durumu açıklama şansı yoktu. Özür dileme olanağıda kalmamıştı.
Telafi edilemeyecek dört durum vardır.
Taş atıldıktan sonra
Söz ağızdan çıktıktan sonra
Fırsat kaçtıktan sonra
Zaman geçtikten sonra
Yapacak bir şey kalmamıştır.

Kuyruk Acısı

Çok eskiden köyün birin de bir yaşlı evliya ve fukara oğlu yaşarmış bu köyün
hemen karşısın da da çok ama çok yüksek bir de dağ varmış ve bu dağın tam
tepesin de için de bir yılan bulunan bir kuyu var imiş ne zaman bu yaşlı
evliyanın başı derde girse bu yılanın yanına gider ve yılan da ona bir altın
lira verirmiş gel zaman git zaman artık yaşlı adam oraya çıkamaz hale gelmiş
ve bir gün oğlunu yanına çağırmış ve demiş ki bak oğlum o dağın tepesin de
bir kuyu var oraya git kuyudan bir yılan çıkacak benim oğlum olduğunu söyle
ve sana vereceği emaneti al ve bana getir demiş oğlu da tamam baba deyip
koyulmuş yola kuyunun başına gelince yılan çıkmış oğlan anlatmış her şeyi
yılan da uyuya inmiş ve bir altın vererek bunu babana götür demiş oğlan da
içinden söyle düşünmüş eğer ben bu yılanı öldürürsem kuyudaki bütün
altınları alır ve çok zengin olurum demiş ve yerden aldığı bir taşı yılana
fırlatmış taş yılanın kuyruğuna gelmiş ve can havliyle oğlanı ısırmış derken
epey zaman sonra oğlan zehirlenerek ölmüş adam iyileşmiş ve doğru yılanın
yanına gitmiş her şeyden haberi olan adam başlamış yılana anlatmaya işte

öyleydi böyleydi o cahildi falan filan demeye ve demiş ki gel tekrar eskisi gibi dost olalım. yılan şöyle
cevap vermiş “yooooookkkkkk olmazzzzzzzzz bende bu kuyruk acısı sende de bu
evlat acısı varken biz artık dost olamayız”

Nasıl Olsa..

Beyefendinin tembel mi tembel bir uşağı vardı. Bir gün ona “Yusuf, ayakkabılarımı getir” dedi. Yusuf ayakkabıları getirdi ama pis ve boyasızdı. Beyefendi : Bugün ayakkabıları boyamamışsın !

Uşak : Beyefendi, bugün caddeler çamurlu. Dışarı çıkınca ayakkabılarınız nasıl olsa çamurlanacak! Beyefendi güldü ama hiçbir şey demedi. Dışarı çıkarken Yusuf: -Beyefendi, beyefendi! Anahtar!

- Anahtar mı? Ne anahtarı? – Kahvaltı etmek için, dolabın anahtarı!

- Kahvaltı etmek için mi? Bugün kahvaltı etmeyiver. Nasıl olsa iki saat sonra acıkacaksın!

Oyunculuk Seçmeleri

Genç yönetmen yeni filmi için yüzü düzgün, kamera karşısında rahat, düş gücü gelişmiş bir kadın oyuncu arıyordu. Gazeteye ilan vererek adayları davet etmişti. Gün boyu peş peşe girdiği mülakatlardan yorgundu. O, kendine yeni bir kahve koyarken, sıradaki oyuncu adayını içeri aldılar. Alımlı genç kız, yüzünde meraklı bir tebessümle deneme kamerasının karşısına oturdu ve yönetmenle sohbete başladı. Adı Emile Muller”di. Kısa hasbıhalden sonra yönetmen değişik bir şey denemiş olmak için “Çantanızı açıp bana içindekileri birer birer anlatır mısınız?” dedi. Genç kız arkadaki çantaya uzandı. Fermuarını açtı. Önce eline gelen iri kırmızı elmayı çıkarıp anlattı: “Bu elmayı sabah tezgah başında meyvelerini parlatırken gördüğüm manav hediye etti. Çok iştahlı bakmış olmalıyım.” Sonra bir kitap çıkardı. Henüz kitabın ilk sayfalarında olduğunu ve okuduğu satırlardan çok etkilendiğini anlattı. Romanın baş kahramanının dalaverelerinden söz etti. Ardından bir gazete çıkardı: İş aranıyor ilanını orada okumuştu. Listede, başvuracağı başka işler de vardı. Sonra makyaj çantası, ajandası ve not defteri… Yönetmen, bu sonuncudan rasgele bir sayfa çevirip okumasını isteyince defteri açıp mahcup bir edayla okudu genç kız… Özel duygulardı okudukları… Derken çantanın gizli bölmesine attı elini… Oradan iki fotoğraf çıkardı. Biri uyuyan genç bir adam fotoğrafıydı: “Sevgilim” diye açıkladı: “Fotoğraf çektirmeyi hiç sevmez de… Ancak uykudayken çekebiliyorum fotoğrafını…” İkinci fotoğrafın annesinin evlenmeden önceki hali olduğunu söyledi. O halini şimdikinden daha çok seviyordu. Genç kızın, çantadan çıkarıp büyük doğallıkla anlattığı her bir nesne, bir yapbozun parçaları gibi onun hayatından kesitler sunuyordu. * * * Bu oyun, 15 dakika kadar sürdü. Sonunda yönetmen Emile”e teşekkür etti. Çıkarken kapıdaki görevliye telefonunu bırakmasını söyledi. “Arkadaşlar gelecek hafta sizi arar” dedi. Emile çıkarken, yönetmenin asistanı girdi içeri… Dışarıda bekleyen daha pek çok aday vardı. Yönetmen gerindi. Kısa bir mola vermek istediğini söyledi. Hala aradığını bulamamıştı. Yeni bir kahve doldururken karşısındaki sandalyeye asılı çantaya ilişti gözü… Biraz önce içindekilerin birer birer anlatıldığı çantaydı bu… Telaşla asistanını uyardı: “Giden kız çantasını unutmuş, hemen koşup yetiştirsene…” Asistan kız sandalyeye baktı ve “Yoo… O benim çantam” dedi. Yönetmen, koltuğundan ok gibi fırlayıp kapıya seğirtti. Aradığı oyuncuyu bulmuştu.